Year: 2012

Begül ne demek?

blogumun istatistiklerine dusen google aramalarina baktigimda siklikla su soruyu goruyorum: “Begül ne demek?” “Begül’ün anlamı nedir?”, “Begül isminin anlamı” vs. bu bana da sikca sorulan bir soru, bari dedim gelen kendince bir cevap bulsun, bir nevi amme hizmeti yapayim. fakat sorun su ki, Begül’ün bilinen bir anlamini, ben de bilmiyorum ve bulamiyorum 🙂 Begül, benim en yakin arkadasimin ismi. kizima onun ismini verme sebebim sadece arkadasim olmasi degil tabii ki, cok guzel, karakterli, zeki biri olmasi. gercek bir arkadas olmasi, iyi kotu her gunumde yanimda olmasi. kizimin ismini daha hamile kalmadan ve evlenmeden, cocuk istedigimi anladigim zamanlarda koymustum. Aklimda baska isimler de vardi tabii ki, mesela Serin, mesela Ehmer, fakat nihayetinde, daha Begül dogmadan, ortalikta bile yokken,  hatta ilerde evlenmeyi hic dusunmezken, ismini Begül koymaya karar vermistim. arkadasim Begül’e “kizim Begül ne demek? cocuga isim koydum anlamini bilmiyorum.” dedigimde aldigim cevap superdi: “ay bilmiyorum ki, annemler de 30 senedir beni gecistiriyor bu konuda, anlami yok iste :o” hehe Begül, ayrica Ankara’da, 80’lerde cok populer olan bir restoran ismidir. milli egemenlik parki’nin hemen yaninda bulunuyordu bu …

Hangi eğitim?

Eğitimi kreşten başlayıp, akademik kariyerin bitiş noktasına dek uzanan bir serüven olarak kabul edersek, benim eğitim hayatıma dair hatırladığım ilk anı, 5 yaşıma denk gelir. Özel kreşte öğle uykularından oldum olası nefret eden ben, herkesin uyuduğu saatte, uyumak yerine parmaklarımla pıtı pıtı diye piyano çalar gibi yaparken, öğretmenimizden gelen “Fulden, kırarım o parmaklarını, kapa gözünü zıbar” cümlesiyle, ciddi bir şoka girmiş, oracıkta ağlamasam da kendimi sıkarak gözlerimi kapamış, eve gidince de anneme olayı anlatırken böğürerek ağlamıştım –ki, annemin ertesi gün çıkardığı olayı anlatma ihtiyacı duymuyorum-, eğitim hayatım boyunca, ilkokulda parmak uçlarına vurulan sopalara, ortaokulda yüzüme yediğim tokatlara, lisede elinde makasla saçımı kesmek için peşimden koşan müdür yardımcısına, geniş bir yelpazede, anlatacak pek çok kötü anı bulurum. Bugün, okul hayatım biteli tam 13 sene olmuş. Belki artık çok şey değişmiştir, belki artık öğrenciler “eti senin kemiği benim” zihniyetiyle, sudan sebeplerden dayak falan yemiyordur, bunu gerçekten bilemiyorum. Ama bir kredili sistem mağduru olarak, devletin sanki gece rüyasında görüp sabah uyandığında (bazen gece yarısı falan) yaptığı radikal sistem değişikliklerinin hala sürdüğünü biliyorum. “Eğitim Sistemi”, standarda bağlaması gereken bir …

Haydi Çocuklar Aşıya!

Her sey sevgili mine‘nin “ben rota’yi yaptirmiyorum, gerek duymadim” demesiyle basladi. o dakikaya dek asilar hakkinda “vucuda zerk edilen zayiflatilmis virus” tanimi disinda hicbir sey bilmeyen, merak da etmeyen, haliyle asi karsiti hareket hakkinda bir fikir sahibi olmayan ben de, adeta hiyara tuzla kosarcasina, “aa oyle mi, niye ki” falan dedim. oyle ya, karsimdaki insan koskoca tohtur, okumus insan, bir de cefakar ana olunca, bilgileri, soyledikleri cok degerli oluyor. (ne kadar degerli oldugunu begul’un kati gidaya gecisinde 2 doktorunu da pek sallamayip, mine ne derse onu yapmamdan anlayin) “biz eski asi programini takip edicez galiba, bir de bu asilar metal falan iceriyor, cok da fazla oynamamak lazim immun sistemle” diyince, dogumdan o gune dek 2xHBV, 1 BCG, 2xKarma, 2xPnömokok asisi olmus kizimi ellerimle hasta ettigim paranoyasina kapilip, onume gelen herkese asilarla ilgili sorular sormaya basladim. su noktada belirtmeliyim ki, en basta yola bir yazi yazmak hevesiyle cikmadik, sadece arastiriyorduk, kendi capimizda takiliyorduk; fakat sonradan, asilar hakkindaki bilgi yetersizligini ve kirliligini gormemiz, asi karsiti hareketin meydani bos bulmuscasina at kosturmasi (bunu kotu anlamda yazmadim aslinda ama gercekten …