Year: 2014

Blogger Olmak (Tavuğunuza Kışt Mı Dedik?)

Sirf kendilerine google aramasinda bile reklam olmamak adina adini anmayacagim bir gida firmasi gectigimiz haftalarda anne bloggerlari firmaya cagirip, alenen bir  reklam kampanyasinda kullandiginda basladi her sey. Bulusmayi ayarlayan ise momosphere’di. Daha yazinin basinda kendilerini tebrik etmek isterim cunku parayi veren dudugu calar zihniyetini cok iyi benimsemis olmalilar ki, daha once esi benzeri duyulmamis bir ucret, gida firmasina gelen annelere odendi. (Yerin kulagi degil, bizzat katilan annelerden ogrendik zira aralarinda cok sevdigim arkadaslarim var) Ve endustriyel tavuk oylesine guzel anlatildi ki anne bloglarinda, simdiye dek duydugumuz tum sehir efsaneleri yikildi, kosarak o tavuktan almaya gittik, filan.    Bloggerlarin para ile yazmasinda en ufak sikinti yok bence, zira bloggerlik artik hediye urun, tanitim ve direkt odeme ile guzel ekmek yenen bir mecraya donustu. Bu konuda idealist takilip, “bes kurus almadan begendigim urunun reklamini da yaparim, istedigimi de yazarim” demek duz mallik olmaya basladi. Ama bu ekmek kapisini kullanirken, yazilari icin odeme alan blogger’in dikkat etmesi gereken birkac unsur var bence:   1. O ovdugun, yerlere goklere sigdiramadigin urunu, hakikaten binlerce anneye tavsiye edecek kadar begendin mi? …

Duyar Skalası

Aronofsky‘yi sevmedigim halde, bir sekilde tum filmlerini izledim. Bence Aronofsky, Cagan Irmak’in Hollywood gormus halidir ve tek yaptigi, son derece temel insani gercekleri ya da konulari, asiri duygusallikla susleyip iyi oyuncularla destekleyerek sanki ilk kez farkina variyormusuz gibi biz insanlara yedirmektir. Ve bunu yaparken, eger fiminde isledigi konuya hakimseniz, aslinda ne kadar kirk yillik, ne kadar basit ve bilinen bir olguyu nasil da abarttigini ve carpittigini dusunup filmi izlerken patetik kahkahalar esliginde, sinirden saclarinizi falan yolarsiniz. Kendisi tam bir mini cakaldir ve sevmedigim olayi da budur. Sen kimsin Kabala hakkinda film yapiyosun pezevenk. Neyse.  Girizgahin sebebi su, dun gene Aronofsky filmi oldugunu bilmeden oturup 2 saat Noah‘yi izledim. Son sahne bittiginde icimde bi huzursuzluk vardi, biseyler olmamis, film guzel gibi ama aslinda degil, kopukluklarin sebebi, filmin konusunun tamamen muallaklarla bezeli, dini bir mevzu olmasi degil, baska bisey var diye hop oturup hop kalkarken, siyah zemin uzerinde kadim esintili fontla yazilmis “Directed by Darren Aronofsky” yazisini gordum ve ha o yuzden olmamis, olmamis bu film ya, gene olmamis dedim.  Ama filmde bir sahne vardi. Tek bir …

Okumak İstemediginiz Her Şey

2009’da twitter hesabimi ilk actigim zamani hatirliyorum, fantastik linkler paylasir, metin kutusunda bize soylendigi gibi o an ne yaptigimizi yazardik, hatta aforizma kasanlarla da epey bi dalga gecilirdi, o zaman boyle “kus olsam gelir kalbine konardim, sen kovalardin” tadinda seyler yazanlara gulerdik, gercek bir goygoy yuvasiydi; ve eglenirdik. 2 kere ozel sebeplerden hesap kapattim twitter’da, bu 3. hesabim. onceki hesaplari da kapattigim icin pisman olusum, tweet silme aplikasyonlarinin cikisina denk gelir. simdi kafam atti mi, siliyorum ne kadar tweetim varsa, sifirdan devam ediyorum. derken son bir ayda, artik sinirlerim okuduklarimi kaldiramamaya basladi. aslinda her sey gecen haziran’a uzaniyor elbette; hepimizin cildirmaya basladigi direnis gunlerine denk geliyor. (direnis gunleri diyince de zannedersin topla tufekle savastik, yok efendim, gaz ve su sıktılar, kactik. asil direnis hayatini, gozlerini kaybedenlerin, lobna gibi hayatta kalip, onlar yuzunden bambaska bir hayata adim atanlarin yaptigi seydi, kimse kusura bakmasin) son bir ayda en cok okudugum iki sey, “bir allah var olsaydi, boyle olamazdi” ve “”twitter’i kapatmayi dusundum” cumleleri. bunlar okuyup twitter’a yazmadigim, ama simdi buraya yazdigim, bana da ait dusunceler. son bir …

Sevgili Anneler

16 haziran 2013’te, Berkin Elvan annesine ablasina demis ki, “anne, sen hizli kosamazsin, gazdan kacamazsin, ben giderim ekmek almaya”. cikmis sokaga, hedef gozetilerek atilan bir gaz fisegi kafasina isabet etmis, komaya girmis. cunku polis kahraman, 12’den vuruyor, emri aldigi yer en yuksek yer, gozu oylesine donmus ki, karsisinda ne var ne yoksa yok etmeye yemin etmis. hevesli, cunku cahil, bir de ustune beyni yikanmis. muhtemelen saga sola bin tane borcu da var, hayatta hicbir sey olamamisligin, hicbir yere gelememisligin, “guvenlik gucu” olmasina ragmen nefret edilmenin hirsini aliyor, eline verdikleri silahla, saga sola gaz sıkıyor, kafaya kafaya nisan aliyor, cunku guc elinde. destan yaziyor. Berkin daha 14 yasindaydi. 269 gun komada kaldi. vuruldugunda 45 kiloydu. bugun öldüğünde 16 kilo. dogum gunune komada girdi. annesi kilosu dusmesin diye onu karnindan et, kemik sulariyla besledi. elinden gelenin en iyisi, ise yaramadi. bir anne evladini, daha 14 yasindaki evladini, bugun kaybetti. Berkin’in ekmek almaya gitmesi, ya da eyleme cikmis olmasi, cok onemsiz bir detay. olen diger abilerinden bununla ayrilmiyor. Berkin’in yasi, Ali İsmail’in yasindan kucuk olabilir. mesele bu da …