Month: October 2015

Çok Sıkılıyorum

İnsan aylarca yazamayabiliyor. Ama ben bir gece 23’te uyuyup 00:’da uyanıp, yazamayışımın üzerine bile yazabilirim. Her şey ama her şey, uzun metinler, destansı kahırlar, ağlanası hikayeler yazdırabilir bana. Neyse, ben aslında senelerdir içimdekileri yazmıyorum, yazarken ister istemez beynimdeki rtük’ten geçiyor her şey. Ama bazen bütün dünya içime doluyor, işte şiddetle kusmamı gerektiren bu gibi zamanlarda, sanki bir noktaya bakıp dalıp, orada sonsuza dek kalacağımı hissettiğim anlarda, başlıyorum yazmaya. Son birkaç aydır, benim yüzüm hiç gülmüyor. Gülmeyi unutmak üzereyim. Bu toprakların kime neyi sunduğunu bilemiyorum da, bana artık bırak mutluluğu, standart bir 24 saat bile sunmuyor. Belki toprağın suçu yoktur da, üzerinde benimle beraber nefes alan milyonlardadır sorun, emin de olamıyorum. Ama hangi birinden bahsedeyim, bilemiyorum. En son birkaç hafta önce pazar günü onu aradığımda bana karısı yanında diye “sen boşanmış bir kadın olarak pazar günü hangi hakla beni rahatsız ediyorsun, bir daha beni hiçbir şekilde arama” diye bağıran orta okul arkadaşımdan mı bahsedeyim mesela. Yok, bu tarz şeylerden bahsetmeyim çünkü o zaman aranızda boşanmak isteyen varsa bu yazı bittikten sonra götü yemez. Çok sıkılıyorum artık ben. Her yer …

Ankara

Ankara’ya bahar gelmişti. Hiç gitmeyecek zannetmiştim. Ama şimdi sonbahar geldi ve her şey olması gerektiği gibi. Hayatımın metin yazarı ile tanışsam, koşarak suratının ortasına yumruk mu sallardım yoksa saygı ve korku ile önünde eğilir miydim bilemiyorum. Hayat, şükretmen gerekenlerle küfür etmen gereken gerçekler arasında kaldığın bir meydandan ibaretken ve en emin olduğun şeyler bile gün gelip de duyduğun en büyük yalana evrilmişken, bir noktada o metni senin mi yoksa seninle beraber rol paylaşanların mı yazdığını merak ederken buluyorsun kendini.