Month: December 2015

İnsan Olmadığınız İçin

Eğer sosyopat değilseniz, Kayseri’de iki çocuğa yapılan işkence neticesinde sizin de içinizdeki kin ve öfke kendini işkenceci kadına zarar verme isteğiyle açığa çıkmıştır. Korkunç detaylara girmeyip bu görüntülerdeki eylemlerin hepsine kısaca işkence demek istiyorum. Yazıyı yazarken de başlığından son satırına dek oldukça zorlanacağım çünkü ne yazık ki görüntüler insanın zihninde etkili bir film sahnesi gibi yer ediyor. Bu noktada keşke bakmasaydım diyorm. (İlk yayınlandığı gün sansürsüz versiyonunu atlaya atlaya geçerek sonuna gelemeden kapatmış bulundum, yani çünkü korku filmi izlerken bile gözünü elleriyle kapatan insanım ben, buna rağmen gözümün önüne gelen her karede beynime göktaşı düşüyormuş gibi hissediyorum) Bir önceki yazımda da söylemiştim, ben psikolog ya da psikiyatrist değilim ve beni ciddiye almasanız iyi olur ama olayın elbette üvey annelikle, kadınlıkla falan alakası yok. Kadın bariz ruh hastası, ne olduğunu ben bilemem ama küçük çocuklara çok ağır şekilde zarar verecek kadar şeytanî bir yapıda. Bunda irdelenecek hiçbir şey yok. Ne kadar hasta olduğu da beni ilgilendirmiyor. Benim için bu kadının hakkı idamdır. Bakın cezası ya da tedavisi demiyorum. Bu kadın, bu dünyada yaşamayı, nefes almayı hak …

Son Heves Bükücü

Her sene süslediğimiz ağaç bu sene onun oyuncağı oldu. Evde bir kedi köpek olsa şu ağaçla daha az ilgilenirdi. İki saatte simetri manyakları gibi otel ağacı gibi süslediğimiz ağaçta bütün aynı süsleri birbirine yanaştırmış, aynı dala asmış falan. Hadi onun istediği gibi olmasın da göreyim. Mühü 🙁

İnsan Olduğum İçin

Kırıkkale’de yatılı bir okulda aşçılık yapan Sinan Türkoğlu, bir süre önce kaçtığı nişanlısının yanından eve dönen 17 yaşındaki kızı Beyza ile tartıştı. 17 yaşındaki kızın neden nişanlısı var bilemiyoruz. Baba Türkoğlu, mutfaktan aldığı ekmek bıçağıyla kızını, karısı da yanlarındayken sekiz yerinden bıçakladı. Beyza ölmeyince bir leğene su doldurdu, boğarak öldürdü. Sonra polisi aradı, “Kızımı öldürdüm, gelin beni teslim alın” dedi. Gözaltına alındıktan sonra sorgulanıp adliyeye sevk edildi, muhabirlerin “Kızınızı neden öldürdünüz?” sorusuna sessiz kaldı. Ama daha sonra öğrenildi ki, ifadesinde Şöyle demişti: “Namusum için öldürdüm, bir anlık kızgınlığıma geldi, pişmanım.” Tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Sinan Türkoğlu’nun liseye giden bir kızı daha var. Basit bir hesapla, sülalesini hesaba katmazsak; büyük kızını öldürdü, küçük kızı, karısı, büyük kızının nişanlısı ve kendisi olmak üzere en az dört kişinin de hayatını yaşarken bitirdi. Ben psikiyatr ya da psikolog değilim ve beni ciddiye almasanız iyi olur ama çevresinde sessiz ve sevilen biri olduğu söylenen Sinan Türkoğlu’nun birincil sorununun ne cehalet, ne öfke ne de muhafazakarlık olduğunu düşünmüyorum. Bu adamın asıl başaramadığı şey, birine önce, o kişi bir insan olduğu için değer …

DIY Benim İsyanımdı

Pinterest batağında boğulmuş şekilde gezerken epeydir iç çekiyordum, zaman bulsam da Bugu’yla şöyle kesmeli yapıştırmalı bir şeyler yapsak beraber diye. Tabi bunları düşünürken çekincem, yeteneksizliğim yüzünden nihai sonuca ulaşamayıp elimden kağıdı makası boyayı falan fırlatmaktı. Ama içimdeki çocukla bir şeyler yapma hevesine karşı çıkamadım ve sokakta dolanırken yerdeki kozalakları gördüğümde, hazır yılbaşı yaklaşırken, beraber bir kapı süsü yapalım diye düşündüm. Ama bilmenizi isterim ki, hayaller-hayatlar döngüsü kendini sanırım en iyi DIY işlerinde gösteriyor. Zira umut edilenle sonuç arasında epey fark oluyor 🙂 Sokaktan küçük ve büyük birçok kozalak topladık, bir de çam ağacı dalları. Çocuğumuza kötü örnek olmamak ve öküzlük etmemek adına, yere düşen dalları ve kozalakları topluyoruz elbette. Daha o aşamada işe yaramaya başlayan ve işbirliğine giren çocukumuz, hem mutlu oluyor, hem de Montessori’ye selam çakan bize tatmin duygusu yaşatıyor. Bu dallara nasıl yuvarlak bir form vereceğiz diye düşünürken, aklıma evdeki kasnaklar geldi. Bir tanesini neşeyle feda ettim. Sonra dalları yapıştırmaya başladık. Önce çok kaliteli bir yapıştırıcı kullanıyordum, sonra baktım hiçbir şeyin birbirini tuttuğu yok, hemen bastım japon yapıştırıcısını. Dalları kasnağa yapıştırırken hepsinin aynı …

Geçemiyoruz

O kadar kurallara saygılı, o kadar medeni bir toplumuz ki, bir fotoğrafla bu konudaki düşüncemi kısa ve öz paylaşmak istedim. Yaklaşık on dakika (evet gerçekten on dakikadan bahsediyorum) boyunca belki biri zahmet edip durur ve karşıya geçeriz diye beklediğimiz Eryaman, Selçuklular Caddesi’ndeki yaya geçidi tabelası, anılarımızda yer almaya hak kazandı. Hani Avrupa ile ilgili anlatılan klişe hikayeler vardır, efendim Paris’te daracık ara sokaklarda bile 80’le gidermiş araçlar ama herkes kurallara o kadar saygılıymış ki, hiç kaza olmazmış. Efendim sabaha karşı 3’te ıssız bir sokakta, karşıdan karşıya geçecek kimse veya geçiş hakkına sahip olan yolda araba yoksa bile, o kırmızı ışıkta dururmuş şoförler falan. Arkadaşlar bunlar klişe ama gerçek. Sizin rüyanızda bile göremeyeceğiniz bir medeniyet söz konusu orada. İnsanlar kurallara uymayı haysiyet meselesi haline getirmiyor. Bu yüzden allah aşkına Avrupa Birliği sizi ne yapsın? Ne yapsın ya ne yapsın, soruyorum, siz daha yaya geçidinde 15 saniye frene basmaktan imtina eden birer organizmasınız, sizi kim ne yapsın? Ama en önemlisi, ben nasıl bir günah işledim de, sizinle aynı sınırlar içinde doğdum? Çok sinirliyim.