Month: January 2016

Daha Ne Kadar İyi Olayım?

Evden çıkarım, sitedeki temizlikçi, güvenlik, havuzcu, kimi görsem gülümseyerek günaydın demeden geçmem. Migros’a giderim, bütün kasiyerler adımızı bile bilir, herkesle gülerek konuşurum. Çıkarım oradan, çiçekçinin önünden geçer yol, selam vermeden, sohbet etmeden geçemem ben. Eve dönerim, damacana su söylerim son 10 liramla, 8 liradır o su, o paranın üstünü almaya utanırım, 2 lirayı çocuğa bırakırım. Taksiye binince de öyle, yakın mesafe gideceğiz diye dilemediğim özür kalmaz, 7 lira tutarsa 9 lira veririm. Metroya binmek için metro kartına para yükleteceksem kartı öküz gibi görevliye uzatıp işini bitirmesini beklemem. Merhaba derim, kolay gelsin derim, 20 lira lütfen derim, beş saniye sürer, çok teşekkür etmeden yürüyüp gitmem. Otobüse binerim, ineceğim durağı bilmiyorumdur, şoföre sorarım, lütfensiz, kusura bakmayınsız konuşmam. İnerken de tekrar teşekkür ederim. Ben teşekkür etmekten, özür dilemekten, insanlara sıcak davranmaktan hiç vazgeçmem. Sonra kargo elemanının biri gelir, kapımı zorlayıp içeri girmeye çalışır, beni ve çocuğumu mağdur eder. Hiçbir şey yapamam, ne dava açabilirim, ne şikayetçi olabilirim, travmaya girdiğimle oturup kalırım. Ben bu dünyaya karşı daha ne kadar iyi olayım? Ben ne yapayım, biber gazı spreyi alıp sağa …

Çocuk Nasıl Oyalanır?

Kreşe gitmeyen çocukların hiçbir şekilde tek başına zaman geçirmek istemediği o muhteşem yaşa hoş geldiniz. Sıçmaya bile yanında annesi olmadan gitmeyen evlatlarımız, şu an etraflarına verdikleri zararı fark etmeseler de, 25 yaşından sonra “Ben de az etmedim bu kadına” diyecekler, içiniz rahat olsun. Ama onlar o yaşa gelene ve bizim yüzümüzdeki çizgiler onulmaz hale gelene dek, en azından çocuk kanun zoruyla ilkokula başlayıp uzaklaşana dek, yapabileceğimiz bir şey var, işte o şey, kinetik kum! Birkaç ay önce AnneForm’a iş görüşmesine çocuğumla gitmek zorunda kalana dek, ben de doğurarak nasıl bir bok yediğimin pek farkında değilmişim açıkçası. Neyse gittiğimizde AnneForm ekibi tek kaşını kaldırarak bakmadıysa da, biz görüşme yaparken Begül’ü ne yapacağız, nasıl oyalayacağız sorusu kafamı kurcalıyordu. Sevgili Ferhan Hanım içerden bir kutu içinde duran kinetik kumu getirip Begül kendinden geçtiğinde, ben de sinsi sinsi balkona yığdığım 50 kilo kinetik kumda yüzen bir Begül hayali kuruyordum. 50 kilo almasam da, 1 kilo aldım ve hayallerim gerçek oldu. Sonuç: 3 saat gık demeden kumla oynayan bir Begül. Kinetik kum yüzde 98 deniz kumu ve yüzde 2 polimerden oluşuyor. Koyduğunuz yerde sinir …

Neden Yazıyoruz?

Skunk Anansie’nin çok güzel bir şarkısında geçen bir söz vardır, “He tried to intellectualise my blackness to make it easier for his whiteness” diye. Kısaca kendi karanlığında ne kadar kaybolduğun belli olmasın diye, başkasının ışığına dikkat çekmeye ve kötülemeye işaret eder. Bu yazıda anlatacağım her şey işte bu cümlede gizli, o yüzden gerisini okumasanız da olur. Tercih her zamanki gibi sizin. Yazının görseli, Hanefi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar adlı kitabının ilk sayfalarından. Neden blog tuttuğumuz konusuna girmeden önce, yazmakla ilgili bu güzel ifadeyi de görmenizi istedim. Öyle ya, kitap okuma oranının yerlerde süründüğü bir ülkede, blog tutmak, yazı yazmak başlı başına bir cesaret işi. Oysa artık blogging, kişinin kendine ait medya kanalından yaptığı -görece- özgür bir yayın türü. Yakın gelecekte Vlogging blogging’in önüne geçecek diyen sosyal medya uzmanı arkadaşlar varsa da, ben blogging’in kendi kitlesini asla kaybetmeyeceğine inananlardanım. Açıkçası Vlogging benim tercih edeceğim bir yayın tarzı değil; yazıların içine video gömmek falan başka şey ama kendimi bir YouTube kanalında kameraya konuşurken hiç göremiyorum. Benim işim yazı yazmak. Sayısını bilmediğim gizli/aleni okuyucularım var benim de herkes gibi; kendilerinin ortak özelliği, yazdığım şeylerde kendilerinden …

Güzel Şeyler

Daha önce bu fotoğraf hikayesinde çiçek bakmayı nasıl da beceremediğimi kısaca anlatmıştım. O konuya tekrar girmeyeceğim çünkü menekşlerimle ilişkimiz artık birbirimizi sevip anladığımız ve karşılıklı konuşup iletişim kurduğumuz bir boyuta geldi. Afrika Menekşesi, ya da Saintpaulia Ionantha, bütün yıl solup solup açan, bence en güzel ve kolay ev bitkisi. Açıkçası 15 senelik çiçek yetiştirme yolculuğumda ilk kez sürüyle çiçeğimin ölmeden, ısrarla, bana rağmen yaşadığını görüyorum ve çok mutlu oluyorum. Nasıl halden anlayan bir çiçek anlatamam. Bazen 4-5 gün su vermediğimi fark ediyorum ama onlar dipleri nemliymişçesine hiç naz yapmadan çiçek açmaya devam ediyor. Üstelik kışın ortasındayız. Bu çiçeği yetiştirmenin 2-3 ufak detayı var sadece, onları hemen yazayım. Ilık su verilecek. Yani öyle boruda donmuş musluk suyunu basmayın, üşüyorlar. Işık alacak, güneş almasa bile aydınlık olsun. Bunalıma girmesinler, onlar da can. Yandan fışkıran dev yapraklar elden geldiğince koparılmayacak, çünkü bu çiçek ortadan yaprak veriyor. Kopardığınızda şöyle oluyor, bakın nasıl da kel bırakmışım zavallıyı, şimdi yapraklansın diye bekliyorum: Toprağı hep nemli kalacak, kurumasa daha iyi olur. Ama kuru da epey dayanıyor. İstediğiniz kadar su verin, benimkilerin altında tabak yok, …

Happy (!) New (!) Year (!)

Herkese iyi seneler. 31 Aralık ile 1 Ocak arasında sadece bir an aralığı var ama hepimizin umudu bir şeylerin iyiye gitmesi. Yeni yılı güzel kılan da bu olsa gerek, dünyanın her yerinde insanlar aynı anda aynı hissi yaşayıp partiliyorlar. Bu yılbaşı akşamı, geçen sene başlattığım adeti bozmadım ve yeni yıla çalışarak girdim. Böylece bütün sene it gibi çalışmayı garantiledim. Çünkü geçen sene de öyle yapmıştım ve bütün sene it gibi çalıştım. Öyle ki iPhone’un Health app’inde yıllık uyku ortalamam günde 4.4 saat görünüyor. Beş bile değil ya. Elbette 10 saniye sonra kalkıp kızımı kucağıma aldım ve tesadüfen yakın bir yerde yapılan havai fişek gösterisini izledik. Birbirimizi öpüp iyi seneler dedik. Çocuğun büyüyüp bir şeyleri az da olsa anlamaya başlaması harika bir olay. Zaten ikimiz de giyinip süslenmiştik, özel bir yemek ortamı hazırlamıştık. Kızım sadece mandalina ve vişne suyuyla beslendi ama olsun. Bir fark olduğunu hiçbir şeyden anlamasa, Tropicana meyve suyundan anlamalıydı zaten. Ve inanır mısınız, hayatımın en güzel yılbaşıydı. Çünkü en sevdiğim insanla beraberdim. İnsan daha ne ister bilemiyorum. İnsanın sırf takvim başka bir sayıyı gösterdi …