All posts filed under: Parenting

Sen paranoyaksın, büyük düşün…

  Çocuğa bundan bir sene kadar önce bir çift rollerblade ve koruyucu takım almıştık. Beş kere falan heveslendi, her seferinde ayağına giyip ayağa kalkar kalkmaz “Çıkar bunları istemiyorum.” dedi, çıkardım, kaldırdım. Ta ki Düden Park’taki inanılmaz paten pistine götürene dek. Sen benim kızım bir patenci çık, bir elimi bırak ikinci dakkada, bugün üçüncü kez götürdüm, baktım hızla kaymaya falan başlamış. Şimdi mesele şu, ben ileri derece paranoyak bir insanım. (Böyle yazıyorum ki ne kadar geri zekâlı çomar varsa gelsin buradan vursun beni -ki yiyosa gelin.) Camdan balkondan düşerse diye, senelerdir bahçe katındaki evlerde oturduk mesela. Suda boğulur diye beleş yüzme kurslarından bile kaçındım. Trafiğe çıkmasın diye okulla gezme günleri ben Begül’ü evde tutuyorum. Kimse kusura bakmasın, beş yaşında çocuğumu bensiz kilometrelerce öteye trafik canavarının arasına katıp gönderecek değilim. Okula göndermem bile benim için büyük atılım. Bu ülkede üzerine lavabo düşüp ölen dört yaşında çocuk var. Bir tanecik çocuğum var hayatta, başka hiçbir şeyim, kimsem yok benim. Anlıyor musunuz? İsterseniz anlamayın. Fakat gel gör ki o paten pistinde insanlar havalarda 360 derece dönüyor? Bu da dönecek. …

Hastalıkta, sağlıkta…

Bazı çocuklar büyürken nemden bile hastalık kapar, anaları uzman olur, modern-alternatif ne kadar iyileştirme yöntemi varsa ezbere bilir, kendince iyi doktoru yüz metreden tanır; işte ben o annelerden değilim. Begül okula geç başladığı için, beş yaşına dek altıncı hastalık dışında tek bir hastalık bile geçirmedi çok şükür. Evet, hiç hastalanmadı, çok nadiren gecelik ateşlenmeleri oldu, onlarda da 39’u aşmayan bir ateş, Calpol’e bile başvurmadan sabah düştü gitti. Bunun rahatlığıyla beş sene geçirdik. Ta ki okula başlayana dek. Şimdi artık anlıyorum ki okul demek, hastalık demek. Bir ay içinde orta kulak iltihabı, dış kulak iltihabı, bitmeyen nezle, azalıp çoğalan öksürük, domuz gribi ve krup geçirdi. Sadece bir ay içinde. Bu bir ay içinde yapılan doktor ve ilaç masrafı da SSK’lı halimizle okulun bir aylık ücretinin 1,5 katı oldu, okula yanılmıyorsam sadece 3 gün gidebildi, her gittiğinde bu hastalıkların bir yenisini kapıp geldi ve ssk’lı olmasam ne olurdu, bu masrafı nasıl karşılardım bilemiyorum. Allah kötüsünden saklasın, bu geçirilen hastalıklar elbette devasız değil ve büyük küçük her hastalık sahibine Allah şifa versin ama tabii ki insan ayda 20 …

Çocuk Nasıl Oyalanır?

Kreşe gitmeyen çocukların hiçbir şekilde tek başına zaman geçirmek istemediği o muhteşem yaşa hoş geldiniz. Sıçmaya bile yanında annesi olmadan gitmeyen evlatlarımız, şu an etraflarına verdikleri zararı fark etmeseler de, 25 yaşından sonra “Ben de az etmedim bu kadına” diyecekler, içiniz rahat olsun. Ama onlar o yaşa gelene ve bizim yüzümüzdeki çizgiler onulmaz hale gelene dek, en azından çocuk kanun zoruyla ilkokula başlayıp uzaklaşana dek, yapabileceğimiz bir şey var, işte o şey, kinetik kum! Birkaç ay önce AnneForm’a iş görüşmesine çocuğumla gitmek zorunda kalana dek, ben de doğurarak nasıl bir bok yediğimin pek farkında değilmişim açıkçası. Neyse gittiğimizde AnneForm ekibi tek kaşını kaldırarak bakmadıysa da, biz görüşme yaparken Begül’ü ne yapacağız, nasıl oyalayacağız sorusu kafamı kurcalıyordu. Sevgili Ferhan Hanım içerden bir kutu içinde duran kinetik kumu getirip Begül kendinden geçtiğinde, ben de sinsi sinsi balkona yığdığım 50 kilo kinetik kumda yüzen bir Begül hayali kuruyordum. 50 kilo almasam da, 1 kilo aldım ve hayallerim gerçek oldu. Sonuç: 3 saat gık demeden kumla oynayan bir Begül. Kinetik kum yüzde 98 deniz kumu ve yüzde 2 polimerden oluşuyor. Koyduğunuz yerde sinir …

Son Heves Bükücü

Her sene süslediğimiz ağaç bu sene onun oyuncağı oldu. Evde bir kedi köpek olsa şu ağaçla daha az ilgilenirdi. İki saatte simetri manyakları gibi otel ağacı gibi süslediğimiz ağaçta bütün aynı süsleri birbirine yanaştırmış, aynı dala asmış falan. Hadi onun istediği gibi olmasın da göreyim. Mühü 🙁

İnsan Olduğum İçin

Kırıkkale’de yatılı bir okulda aşçılık yapan Sinan Türkoğlu, bir süre önce kaçtığı nişanlısının yanından eve dönen 17 yaşındaki kızı Beyza ile tartıştı. 17 yaşındaki kızın neden nişanlısı var bilemiyoruz. Baba Türkoğlu, mutfaktan aldığı ekmek bıçağıyla kızını, karısı da yanlarındayken sekiz yerinden bıçakladı. Beyza ölmeyince bir leğene su doldurdu, boğarak öldürdü. Sonra polisi aradı, “Kızımı öldürdüm, gelin beni teslim alın” dedi. Gözaltına alındıktan sonra sorgulanıp adliyeye sevk edildi, muhabirlerin “Kızınızı neden öldürdünüz?” sorusuna sessiz kaldı. Ama daha sonra öğrenildi ki, ifadesinde Şöyle demişti: “Namusum için öldürdüm, bir anlık kızgınlığıma geldi, pişmanım.” Tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Sinan Türkoğlu’nun liseye giden bir kızı daha var. Basit bir hesapla, sülalesini hesaba katmazsak; büyük kızını öldürdü, küçük kızı, karısı, büyük kızının nişanlısı ve kendisi olmak üzere en az dört kişinin de hayatını yaşarken bitirdi. Ben psikiyatr ya da psikolog değilim ve beni ciddiye almasanız iyi olur ama çevresinde sessiz ve sevilen biri olduğu söylenen Sinan Türkoğlu’nun birincil sorununun ne cehalet, ne öfke ne de muhafazakarlık olduğunu düşünmüyorum. Bu adamın asıl başaramadığı şey, birine önce, o kişi bir insan olduğu için değer …

DIY Benim İsyanımdı

Pinterest batağında boğulmuş şekilde gezerken epeydir iç çekiyordum, zaman bulsam da Bugu’yla şöyle kesmeli yapıştırmalı bir şeyler yapsak beraber diye. Tabi bunları düşünürken çekincem, yeteneksizliğim yüzünden nihai sonuca ulaşamayıp elimden kağıdı makası boyayı falan fırlatmaktı. Ama içimdeki çocukla bir şeyler yapma hevesine karşı çıkamadım ve sokakta dolanırken yerdeki kozalakları gördüğümde, hazır yılbaşı yaklaşırken, beraber bir kapı süsü yapalım diye düşündüm. Ama bilmenizi isterim ki, hayaller-hayatlar döngüsü kendini sanırım en iyi DIY işlerinde gösteriyor. Zira umut edilenle sonuç arasında epey fark oluyor 🙂 Sokaktan küçük ve büyük birçok kozalak topladık, bir de çam ağacı dalları. Çocuğumuza kötü örnek olmamak ve öküzlük etmemek adına, yere düşen dalları ve kozalakları topluyoruz elbette. Daha o aşamada işe yaramaya başlayan ve işbirliğine giren çocukumuz, hem mutlu oluyor, hem de Montessori’ye selam çakan bize tatmin duygusu yaşatıyor. Bu dallara nasıl yuvarlak bir form vereceğiz diye düşünürken, aklıma evdeki kasnaklar geldi. Bir tanesini neşeyle feda ettim. Sonra dalları yapıştırmaya başladık. Önce çok kaliteli bir yapıştırıcı kullanıyordum, sonra baktım hiçbir şeyin birbirini tuttuğu yok, hemen bastım japon yapıştırıcısını. Dalları kasnağa yapıştırırken hepsinin aynı …

O Aslında Sensin

Yaz ortasıydı. Zoi‘nin terasında oturmuş konuşuyorduk. Çocuklara ayırdığımız zamandan, kendimize ayıramadığımız zamandan, benim Begül’ü ısrarla kreşe vermememden dolayı Stockholm sendromuna dönüşen anne-kız ilişkimizden, yorgunluktan falan bahsediyorduk. Yakınma konseptli bir konuşma değildi açıkçası, bilakis. Her şeyi çocuklarla yapabilmekten ve bundan içimizden bile şikayetçi olmamaktan falan bahsediyorduk. İki arkadaşın dertleşmesi kategorisindeki derin bir sohbet olduğu için tam detayını vermek istememekle beraber (bizim de hatırı sayılır bir gıybet kapasitemiz var elbette)  Zoi beynimde o günden beri Begül’e her baktığımda yankılanan bir şey söyledi bana: “O aslında sensin”.  Buradan sonrasını Zoi’den dinleyelim: “Doktora çocukla ilgilenmekten hiç bir şey yapamadığımı, ne yapmaya kalksam elime, ayağıma dolandığı için yapmak istediklerimi erteleyerek gün geçtikçe daha mutsuz ve tahammülsüz hale geldiğimi söyledim. Örnek vermemi istedi. Örnekleri saymaya başlarsam ikimiz de bu odada yaşlanıp ölürüz demek geçti içimden. Günlük ihtiyaçlardan tut sosyal hayata, iş ve özel hayattan tut hobilere, yalnız ve sessiz bir ortam ihtiyacından arkadaşlarımla çılgınca eğleneceğim akşamlara kadar ne varsa sayıp döktüm. Karşısında durmadan yakınan, mağdur, ağlamaklı, çaresiz bir kadını dinlerken nasıl böyle poker face durabiliyordu bu adam? “Bana mı sordunuz doğururken” …

Özleyeceksin

“Yeni annelik” ne kadarlık bir süreyi kapsıyor bilemiyorum. İlk birkaç hafta mı? Altı ay mı? Bir sene mi? Mesela ikinci ya da üçüncü çocuğunda da yeni anne sayılır mı insan? Her yeni çocukta yeni bir deneyim sahibi olduğu için, her seferinde yeni annelik mertebesinde bir süre geçirir mi? Bana sorarsanız yeni annelik ilk kez anne olana mahsustur. Bitişi ise çocuğun kendini sokak ortasında yere atıp “Seni sevmiyorum, istemiyorum git” diye yırtındığı ana denk gelir -ki böyle bir şeyi yaşayan bir anne, o an kıdemin kralını kazanır. Yeni annelerin çok tatlı bir tribi var, deneyimsizliklerini gizleme çabası diyorum ben buna. Hobi olarak gene gizlemeleri taraftarı olsam da, gergin ve bilmiş tavırların dışarıdan biraz komik algılandığını itiraf etmeliyim. Benim de bir kez (kim bilir kaç kez?) başıma gelmişti ve bizim Hülya’ya çemkirmiştim. Bana her zamanki açık dilliliği ve tatlılığıyla laf arasında “Sen daha lohusa olduğun için…” Demişti ve ben kendisine “Lohusa falan diilim ben tamam mıaaa?!!” diye çıkışmıştım. O da bütün rahatlığıyla ve gülerek, “Yok yok şimdi lohusasın, ister istemez öylesin, herkes öyledir” gibi bir şey söylemişti …

Annelik Yalnız Bir Yer Olabilir

    Birçok yeni anne için, annelik ilk birkaç ay ve yıl boyunca yalnız bir mertebedir. Yeni bir çalışma, çeşitli şekillerdeki sosyal desteğin, annelerin negative hislerini sona erdirmek için kaçınımaz olduğunu ortaya koyuyor. İrlanda’daki Cork Üniversitesi Hemşierlik ve Ebelik Bölümü’nde uzman eğitmenlik yapan Patricia Leahy-Warren bu konuyu  “Batı medeniyetindeki annelerin sadece yüzde 10 ila 15’i ne Postpartum Depresyonu  tanısı konulsa da, geri kalan çoğunluk da ciddi boyutta depresyon belirtileri gösteriyor” diye açıklıyor. “Postpartum Depresyon’un tanısı klinik olarak konulmasa bile, geri kalan yüzde 85-90 dilimdeki annelerin neler yaşadığını ölçecek bir sistem yok. Bununla beraber, en çok depresyona giren anneler, ilk kez çocuk sahibi olanlar.” “Anne olmak devasa bir değişim” diyor, Dallas Teksas’ta annelere destek için çalışan Klinik Psikolog Ann Dunnewold. Yeni anneler, yenidoğanın aralıksız ihtiyaçları için  kendi anatomilerinden, uykularından ve ilişkilerinden vazgeçiyor.  Ve bu yeni rollerinde onlardan sürekli mutlu ve potansiyel üstü davranmaları bekleniyor. “Mükemmel bir anne olma konusunda çok fazla baskı var ve kadınlar bunu beceremediklerini söylemeye korkuyorlar” diyor Leahy-Warren. Bunlar yetmezmiş gibi, araştırmalar geleceği belirleyen erken çocukluk deneyimlerinin de annelere doğruyu yapmak konusunda fazladan …