Konu Dışı
comments 12

Çok Sıkılıyorum

İnsan aylarca yazamayabiliyor. Ama ben bir gece 23’te uyuyup 00:’da uyanıp, yazamayışımın üzerine bile yazabilirim. Her şey ama her şey, uzun metinler, destansı kahırlar, ağlanası hikayeler yazdırabilir bana.

Neyse, ben aslında senelerdir içimdekileri yazmıyorum, yazarken ister istemez beynimdeki rtük’ten geçiyor her şey. Ama bazen bütün dünya içime doluyor, işte şiddetle kusmamı gerektiren bu gibi zamanlarda, sanki bir noktaya bakıp dalıp, orada sonsuza dek kalacağımı hissettiğim anlarda, başlıyorum yazmaya.

Son birkaç aydır, benim yüzüm hiç gülmüyor. Gülmeyi unutmak üzereyim. Bu toprakların kime neyi sunduğunu bilemiyorum da, bana artık bırak mutluluğu, standart bir 24 saat bile sunmuyor. Belki toprağın suçu yoktur da, üzerinde benimle beraber nefes alan milyonlardadır sorun, emin de olamıyorum. Ama hangi birinden bahsedeyim, bilemiyorum. En son birkaç hafta önce pazar günü onu aradığımda bana karısı yanında diye “sen boşanmış bir kadın olarak pazar günü hangi hakla beni rahatsız ediyorsun, bir daha beni hiçbir şekilde arama” diye bağıran orta okul arkadaşımdan mı bahsedeyim mesela. Yok, bu tarz şeylerden bahsetmeyim çünkü o zaman aranızda boşanmak isteyen varsa bu yazı bittikten sonra götü yemez.

Çok sıkılıyorum artık ben.

Her yer inşaat. Evin camından baktığımda dört tane site inşaatı görebiliyorum. Camdan göremediğim arka tarafta, en az on tane daha inşaat var. Evde bugün bahar temizliği yapsam, yarın sabah bir parmak toz kaplandığını görebilirim. Her gün, kaldırımsız bir yolda, inşaatların arasında çocuğumla yürürken, sağıma soluma paranoyak gibi bakıyorum, her an tabakhaneye bok yetiştirmeye gider gibi hız yapan bir kepçe makinesinin ya da beton kamyonunun altında kalabilirim, çünkü bu ülkede bu çok sıradan bir ölüm şekli.

Suruç katliamından beri, aşırı derecede paranoyaklaştım, ilk birkaç gün dışarı çıktığımda sanki her yer patlayacak gibi geliyordu, sonrasında da önemli bir sebep olmadıkça, kalabalık yerlere gitmedim. Sonra Ankara katliamı oldu. Belki birçoğumuz farkında değiliz ama, hepimiz bir travma içindeyiz. Hepimiz derken, 3-5 aklıevvel internet annesini bunların dışında tutuyorum. Onlara da çok özeniyorum, keşke ben de bir katliam sabahında bebemin kahvaltı ederkenki fotoğrafını falan internete koyacak kadar geri zekalı olsaydım. Yok, ben de birçoğunuz gibi sonsuz bir travma yaşıyorum. Beş dakika sonramızın belli olmadığı bu ülkede, fatura ve kira ödeyip “ay neyse kafamızı sokacak bir yerimiz var” diyebilmek için 24 saat çalışıp, her ayın 20’sinden sonrasını parasız geçirerek, ömür geçiriyorum, yaşamayıp sadece çürüyorum.

Ekim ayında benimle yaşıt iki arkadaşım öldü. İkisi de kalp krizi geçirdi. İnanıyorum ki artık kalplerimiz bu ülkede gördüğümüz şeylerin yükünü kaldıramıyor.

Dünyanın parasını verdiğim internet, internetten görüntü indirerek çeviri yaptığım için, ayın 13-14’ünden sonra kotası biterek 56k modem hızına iniyor. Zaten internet günde 5 kere kesilip geri geliyor. Sürekli elektrik kesiliyor. Oturduğum 700 küsür daireli sitede aidat keyfi olarak yükseltiliyor, yükseltirken soran olmadığı gibi, yükseltildikten sonra da haber verilmiyor. Bu soygunlara ve hizmet etiğine çok sıkılıyorum.

Çocuğa kreş buluyorum, ucuz, 750 liralık bir yer. Nasıl veririm bilemiyorum ama yine de bir heves arıyorum. Telefonda anlatıyor da anlatıyor, “çift dil eğitim, iki dille eğitim veriyoruz, hem İspanyolca, hem İngilizce” falan diyor. “İspanyolca seviyesi nedir?” diyorum, “İşte cümle kuramaz ama, mevsimler, sayılar, renkler…” Bravo ya çok iyiymiş çift dil olayınız. Israrla bir abartı var ama. İçim sıkılıyor.

Stor düştü, onu taktırmak için sitedeki perdeciye telefonumu veriyorum, hani müsaitken arasın, gelsin taksın yerine diye. Bir hafta boyunca gizli numaradan arayıp nefes alıp veren bir sapık peydahlanıyor hayatımda aniden. Savcılığa versem diyorum. Ya allah aşkına ne savcılığı, sonra sitedeki perdeciyle yüz göz olacağım, adımı çıkaracak falan uuuu. Biliyorum yani olacakları, been there done that since 90’s. Bunun yerine en son aradığında, “Bak perdeci, sen olduğunu biliyorum, bi kere daha ararsan storu ben gelip götüne sokucam” diyorum. Çat kapanıyor telefon. Bir daha aranmıyorum. Şimdi beni gördü mü, arkasını dönerek aksi yöne yürüyor pis herif. Ama ben çok sıkılıyorum çok.

Çocuk öksürüyor, hastaneye gidiyorum, saat 15’te, polikliniğe gireceğim. A-aaa? Saat 14’te doktorlar basmış gitmiş. “Neden gitti bütün doktorlar?” diyorum, “Çıkıyorlar işleri olunca.” diyor danışmadaki kadın. “Peki acilden gireyim o zaman” diyorum. “Acilde çocuk servisi saat 17’den sonra başlıyor” diyor. Ya saat daha 15? Ama peki, hastanede çocuğu yakıp isyan edecek halim yok, bekleyelim diyorum. Beklediğimiz şey şu ama: 17’de acile girmek için sıra alınıyor. Yani 3 saat bekleyeceğim, sonra bu amkun memleketinde, hâlâ herhangi bir hizmet için sıraya girmeyi bilmeyen köylü halkla sıra almak için yarışacağım ve acil müdahale sırası bekleyeceğim. Ya bu mükemmel bir olay değil mi sizce de. Yani Zaytung gibi. Acil müdahale sırası. Neyse bekliyoruz, en az 10 defa kavga çıkıyor. 3 gündür karnı ağrıyan çocuğun annesi diyor ki, “Ölmesini mi bekliyorsunuz çocuğumun? Neden doktor yok? Neyi bekliyoruz?” Danışmadaki adam anırır gibi bağırıyor “Bayan sıranı bekleyeceksin! Doktor bana haber verecek, o zaman sıra dağıtmaya başlayacağım!” Sonra önündeki yetişkin hastaya dönüyor, “Evet kardeş, sen rahatsızlığını söyle” Orada boş boş bakıp, bu adamın hizmet vermekle yükümlü olduğu kişilerle hangi hakla “SEN” diye konuştuğunu anlamaya çalışıyorum. Anlamıyorum. Olan biten hiçbir şeyi anlamadığım gibi bunu da anlamıyorum. Devasa Yenimahalle Devlet Hastanesi’nde nasıl olup da saat 14’ten itibaren çocuk doktoru olmadığını anlamıyorum. Bana anlamsız geliyor. Saat 17:15’te, nihayet bir tane (rakamla 1) çocuk doktoru gelip de, acil hasta kabul etmeye başlamadan hemen önce, arkamda annesinin omzunu ısıran ve ortalık yerde esaslı dayak yiyen çocuğun, önümüzdeki 30 sene boyunca kadınlara neler yapacağını hayal ediyorum. Sıkıldıkça sıkılıyorum. Saat 7’ye doğru hastaneden çıkarken, doktorun antibiyotik yazmadığına ayrı, saatin yedi olmadığına ayrı seviniyorum, çünkü saat bilmemkaçtan beri, bu bekleyiş sonrası eczanelere yetişememekten korkuyorum. Çünkü en yakın nöbetçi eczane, neredeyse diğer ilçe sınırında ve ben oraya nasıl gidilir bilemediğim gibi Ankara’da taksiler aşırı pahalı. Zaten en son eczaneye gittiğimde, reçeteli ilacım 5 lira tutmuş ama benden 85 lira almışlar, çünkü yüce devletimin über sağlık bakanlığı, o güne dek sigortalı yararlandığım tüm muayenelerin ücretlerini benden kesmeye başlamış. Ulan  hani her şey bedavaydı? Sisteminizi sikeyim boyutunda sıkılmış halde eve dönüyorum.

Taksi demişken, geçen seçimlerden önce bir taksiye binmiştim. Seçimden bahsederken “AKP’ye oy vereceğim” dedi şoför. “Ayda 2000 lira kazanıyorum” dedi. “Eskiden de bu kadar kazanıyordum, şimdi yetmiyor ama o zaman başka hükümetler yüzünden hep bir kriz vardı. Artık Türkiye çok güçlü, dışarıya karşı daha güçlüyüz, Tayyip Erdoğan büyük adam” dedi adam. Vallahi bunu dedi. Ya adam ya ben uzayda yaşıyoruz yani, başka açıklaması yok. Sokaklar can pazarı olmuş, kendi pisliğimizde, kokuşmuşluğumuzda boğuluyoruz, o diyor ki, “Türkiye çok güçlü”. Ulan ahmak, devlet senin aç karnını doyuramıyor, sen hani değilsin de, dışarıya güçlü olsan ne olacak, Merkel’in yanağından makas mı alacaksın, Obama evine mi misafir edecek seni, bu nasıl br medeniyetsizlik, bu nasıl bir kompleks? “O, 2000 lira kazandığı ama kendini SINIRLARI ZORLAYAN OSMANLI İMPARATORLUĞU sandığı için AKP’ye oy vermeye devam ediyor, ben de 2000 lira kazandığım için vermemeye. İşte bu adamın cehaletine inanılmaz sıkılıyorum. Bu adamla benim oyum bir olduğu için tarifsiz sıkılıyorum. Oylarım çalınacak, ona da sıkılmanın sınırlarını zorluyorum.

Çocuğu parka götürüyorum. Çocukla parktayken oynamıyorum, onu rahat bırakıyorum, çünkü çocuğun özgürlüğüne ve oyun kurma stiline karışmamışım hiç, bilinçli ebeveynlik yapıyorum. O isterse geliyor yanıma zaten. Düşerse de ağlamıyor. Huyu değil. Uzaktan izliyorum. Ama o allahın parkına her gün gelen bir Deren var. Çekirdek ailesiyle geliyor. At kadar babası kaydıraktan kayıyor, dana gibi anası salıncakta sallanıyor. Deren bir yere çıkacak olsa, “AMAN AMAN DÜŞERSİN, ÖLÜRSÜN” diye koşan annesi, yanlarında taşıdıkları ambar klasmanındaki çantadan çıkarıp çocuğuma da verdikleri cips çikolata yetmiyormuş gibi, bir de evladıma sonsuz bir müdahale. “Yapma Begümcüm, DÜŞERSİN BEGÜMCÜM, DEREN BAK ABLAN HİÇ AĞLIYOR MU???” dedikçe onlar, bana afakanlar basıyor, benim çocuğum ne zaman sizin çocukla kardeş oldu? İlişkimiz ne ara bu boyuta geldi? Begül artık onlar her Begüm dediğinde “Begül, Begül adım” demekten sıkılmış. Deren’i seviyor ama ana babasını pek sevmiyor, anca işte cips, çikolata verdiklerinde bi yanaşıyor. Ulan ben MTV’nin Teen Mom’ını çeviriyorum, oradaki en köylü anne modeli bile bu kadar bilinçsiz davranmıyor, ben iki kitap okumaya üşenip kendi çocuklarının ağzına sıçtığının farkında olmayan bu insanlardan artık çok ama çok sıkılıyorum.

Geceleri uyuyan çocuğuma sarılırken düşünüyorum. Bu gece kaç anne çocuğuna ömrü boyunca sarılamayacağını düşünüp ağlayarak uyudu? Kaç annenin hayatı da çocuğununkiyle birlikte bitti? O çocuklar kimler daha fazla para gömsün diye öldü? Bugün çocuğuma bir şey olsa ne yaparım diye düşünüyorum, üç saniye bile sürmüyor. Çünkü bunu tahayyül etmek bile kalp durması gibi bir şey. Benim hayalinden kaçındığım şey, bir hiç uğruna o annelerin gerçeği olmuş. Sonumuzun onlar gibi olmasından korkuyorum. 21 ve 30 yaşlarında iki kardeşim var, biri eylemlere, mitinglere katılıyor arada, diğeri askere gitti gidecek, onlar için korkuyorum. İşte bu skıntı bambaşka. Fark ediyorum ki, ben kendimden çok her şeyi düşünür olmuşum. En son ne zaman kendim için bir şey yaptım, yemin ederim hatırlamıyorum.

Dün arkadaşımla konuşurken bana dedi ki, “Sürekli düşünüyorsun, düşünme. Bir şeyleri zamanı gelince düşünürsün.” Doğru söylüyor. Bir insan olarak, vatandaş olarak bu topraklardaki değerimi, boşanmış bir kadın olarak toplumdan gördüğüm o leş muameleyi, ay sonunu nasıl getireceğimi, bugün elimde çocuğumla yürürken -bile- sokakta tacize uğrayıp uğramayacağımı, bir beton kamyonunun altında kalıp kalmayacağımı düşünüyorum. Bir allahın kulunun düzgün iş yapmadığı bu memlekettte, 11. kattaki evimin basınca dayanıklı camları fırtınada patlar mı diye düşünüyorum mesela. Metroya binerken ya patlarsak diye düşünüyorum. Daha ne kadar böyle haftanın birkaç günü uykusuz çalışarak yaşayabileceğimi ve sonunda elime hiçbir şey geçip geçmeyeceğini düşünüyorum. En çok da, bana bir şey olursa bu çocuğa ne olur diye düşünüyorum. Ve sonra artık “Keşke bana bir şey olsaydı da, çocuğum bir şekilde yaşasaysı” diyen anneleri düşünüyorum.

38 yaşındayım. Hayatımda hiç bu kadar sıkılmadığımı düşünüyorum.

En az benim kadar sıkılan kim varsa Allah hepsine sabır versin.

12 Comments

  1. HATİCE KALAYCI says

    YAZILARINI İLK DEFA BUGÜN OKUYORUM AMA Bİ YERDE SIVAMAYA BAŞLADIN. AH ŞU SİZİN ÇOK BİLDİK HAVALARINIZ! KÖYLÜ KÖYLÜ DİYE DALGA GEÇTİĞİN İNSANLAR SAYESİNDE KARNIN DOYUYOR UNUTMA! BU YORUMU BURDA YAYINLATMAZSIN EMİNİM, YEMEZ ÇÜNKÜ Bİ TARAFIN SİLERSİN, ENGEL KOYARSIN!
    HANGİ BİLGİNE GÜVENEREK KÖYLÜYÜ KÜÇÜK GÖRÜYORSUN ACEBA? VEYA BİLGİ KÜÜK GÖRMEYİ Mİ ÖĞRETİR İNSANA?
    ÇEVİRMENİM DİYORSUN AMA DİLİ KULLANMAYI BİLMİYORSUN DAHA!
    KÖYLÜ DİYE TABİR ETMEYE ÇALIŞTIĞINI, CAHİL KELİMESİYLE ANLATACAKSIN. ANLADIN MI? KULLANMAN GEREKEN KELİME CAHİL KELİMESİ!
    ŞU BİR KAÇ DİL BİLİNCE HAVALAR GİREN MAHLUKLARDANSIN BELLİ Kİ.
    BEYNİNİZ YANIYOR, KENDİ DİLİNİZİ KULLANMA YETİNİZ KAYBOLUYOR NEDENSE. BUNU BEYİN KAPASİTESNE BAĞLIYORUZ BİZ.
    BİLMEM SANA BİRŞEY İFADE EDİYOR MU YAZDIKLARIM. HANİ SEN ÇOK ZEKİSİN YA KESİN ANLAMIŞSIN BENİ.
    KÖYLÜ NEDİR ARAŞTIRMASI YAP BİRAZ, AYDINLAT KENDİNİ. O KÜÇÜK BEYNİN HAK EDİYOR BUNU.
    BUNUN DIŞINDA YAZDIKLARINA BİR DİYECEĞİM YOK. SENİ EN ÇOK ANNELER OKUYOR, YANİ GELECEĞİ YETİŞTİRENLER. KÖTÜ ÖRNEK OLMAK İSTEMEZSİN HERHALDE.

    • HATCE HANIM NEDEN BUYUK HARFLE YAZIYOZ BILMIYORUM AMA YORUMUNUZU YAYINLADIM. SIZ KESINLIKLE COK HAKLISINIZ VE BU GECE RAHAT UYUYABILIRSINIZ.

    • Buket says

      Yazinin bir nevi ek’i,bir nevi bakiniz’i olmus bu yorum valla.Ekli dosya gibi .Enty’nin caps’lisi gibi. Off allahim… (rabbim’i henüz cümle icinde kullanamiyorum.)

  2. tam da bu yılmıslıgın, sıkkınlığın altında okunan yorum dahi baslı basına sebep aslında tum bu can sıkılmalarına..
    zira, aslında ne kadarcık oldugumuzu, tahammullerimizi nasıl yitirdiğimizi, o “kadın” kalabilse ne sahane olacak taraflarımızdan sıyrılıp ve dahası bunu marifet sayıp, nasıl da kabalastıgımıza ne guzel ornekler, tam da bu sıkılmıslıgın altında..

    ben de sıkıldım..
    sıkılmaktan da ote, sanırım umudumu, inancımı, coskumu yitirdim..
    hem bu ulkeye, hem bu ülkenin insanına, kafasına..
    hem de, evet, bekar bir anne olarak bu ülkede çocuk yetiştirebilmenin mesakkatine!

  3. Selcen says

    Ara ara ugrayip postlara yapilan yorumlari da okuyacagim. Blogunuz/sayfaniz dev eglenceli Fulden hanimcim. Postlarinizi da, altina yazilan yorumlari da kâh gozlerim dolarak, kâh kahkaha atarak okuyorum. Cok yasayin e mi?

  4. meltem says

    yazıyı çok beğendim…hatce hanıma teessüflerimi iletirim…çok alınmış üzerine !!

  5. Ot’da Mahir Ünsal Eriş bir yazı yazdı geçenlerde ”Artık..” başlıklı. O noktadayız son birkaç yıldır.

    Fulden çok güzel özetlemişsin durumu. Hepimiz aynı durumdayız, birçoğumuz mu desem, pek azımız mı bilemedim gerçi ..Şahsi çözümüm kendi kozamda kalmak, izole olmak. Zamanı gelince düşünmek. Oğlan seneye ilkokul başlayacak onu düşünmeyi bile marta erteledim. Gideceği okulda velilerin en az %60’ının şu yukardaki Hatice hanım gibi olacağını düşünmemeye çalışıyorum vs..

  6. Kafamın içinde her gün,defalarca kuyrukları birbirine dolanan,benimse bir türlü çözemediğim,her an yenisi eklenen tilkiler.
    Oturup yazacak vakit ve motivasyon bulabilsem,aynı yazıyı ben yazmış hatta bu ülkede yaşamanın başlıbaşına ne büyük bir imtihan olduğu konusundaki örnek sayısını 10’a katlamış olurdum.
    Benim olan biten tüm bu kuralsızlık,ahlaksızlık,edepsizliklere sadece canım sıkılmıyor,fena halde midem bulanıyor.
    Yalnız olmadığımı gösterdiğiniz için çok teşekkürler
    Allah cümlemizi hatice kalaycı gibi Allah’dan Korkmaz kuldan utanmaz karanlık dünyalara ait tüm suretlerden korusun.Amin

  7. bir surefir twitter disinda bir sey okumaktan kaciniyordum.. 140 karakterde bile beni delirtebilen insanlar var diye.. tam da bayiisken.. secilen orneklere.. elestirinin dozuna ve diger tum ozelliklere.. ‘dı’ yorumu okudum.. yine sıkıldım..sizi gene okurum ama yorum okumam..

  8. selen says

    dünden beri sitenizi okuyorum gülerek, şişerek, hafif gözlerim dolarak falan. keşke arkadaş olsaydık sizinle de birbirimizin cümlelerinin bitmesine sabredemeden karşılıklı böyle dökülseydik. çok aşırı hemfikirim. bi anafikri yok yorumumun şu an şu yazının altına hatçe hanım’a da haklısınız dediğinizi gördükten sonra sizi çok sevdim demek istedim sadece. sevgiler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *