Konu Dışı, Parenting, Psikoloji
comments 3

İnsan Olduğum İçin

Kırıkkale’de yatılı bir okulda aşçılık yapan Sinan Türkoğlu, bir süre önce kaçtığı nişanlısının yanından eve dönen 17 yaşındaki kızı Beyza ile tartıştı. 17 yaşındaki kızın neden nişanlısı var bilemiyoruz. Baba Türkoğlu, mutfaktan aldığı ekmek bıçağıyla kızını, karısı da yanlarındayken sekiz yerinden bıçakladı. Beyza ölmeyince bir leğene su doldurdu, boğarak öldürdü. Sonra polisi aradı, “Kızımı öldürdüm, gelin beni teslim alın” dedi.

Gözaltına alındıktan sonra sorgulanıp adliyeye sevk edildi, muhabirlerin “Kızınızı neden öldürdünüz?” sorusuna sessiz kaldı. Ama daha sonra öğrenildi ki, ifadesinde Şöyle demişti: “Namusum için öldürdüm, bir anlık kızgınlığıma geldi, pişmanım.” Tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Sinan Türkoğlu’nun liseye giden bir kızı daha var. Basit bir hesapla, sülalesini hesaba katmazsak; büyük kızını öldürdü, küçük kızı, karısı, büyük kızının nişanlısı ve kendisi olmak üzere en az dört kişinin de hayatını yaşarken bitirdi.

Ben psikiyatr ya da psikolog değilim ve beni ciddiye almasanız iyi olur ama çevresinde sessiz ve sevilen biri olduğu söylenen Sinan Türkoğlu’nun birincil sorununun ne cehalet, ne öfke ne de muhafazakarlık olduğunu düşünmüyorum. Bu adamın asıl başaramadığı şey, birine önce, o kişi bir insan olduğu için değer vermek. Ve bu sadece aniden içinden Dexter fışkıran sevilen, sessiz biri denilen bu adamın değil, genel olarak hepimizin sorunu.

Bizler bu toplumda, insanları insan olarak görmeyi ve ciddiye almayı hiçbir şekilde bilmiyoruz. İnsanların sıfatları, vasıfları, bizim yaşam alanımızda nerede durdukları, insan olmalarından önce geliyor; ne kadar utansak azdır.

Uzun süredir MTV (music television) çevirileri yapıyorum, çevirdiğim reality show’ları ister istemez izlerken, şaşırtıcı bir şekilde medeniyete nasıl da fersah fersah uzak olduğumuzu fark etmemi sağlayan net örnekler geçiyor, size biraz bunları anlatmak istiyorum.

Mesela Playboy’a çıplak modellik yapmak için seçilen kızın hikayesi var. Babasına söylemeye çekiniyor. (Evet bu o çok dejenere, herkes çok free sandığımız ABD toplumunda da tabu olmasa da çekinilecek bir şey.) Bir yerde buluşuyorlar ve konuşurken bir şekilde söylüyor. Babası önce bir şaşırıyor, sonra hemen “Bu seni mutlu etti mi, edecek mi?” diye soruyor. Sonraki sözleri ise şunlar: “Tebrik ederim, seninle gurur duyuyorum.” Sarılıyorlar. Üzerine babadan espriler geliyor, “Hangi sayı olduğunu söyle de, o sayıyı almayayım.”, “Fotoğrafları kızlar çeksin bari”.  Gülüşmeler ve mutlu son.

585eb8c0-74e9-0133-cc77-10604ba4c9b1

Dolly ve babası Brian

Bu kızın babasını Sinan denilen katilden ayıran üç bariz özellik var:

1. Kızına, kızı olduğu için değil, öncelikle insan olduğu için değer veriyor.

2. Kızının mutlu olmasını gerçekten istiyor (1.’yi başaranda bu otomatik özellik).

3. “Ayyy elalem ne der?” diye düşünmüyor. İşte bu “Elalem ne der” kafası, Türk toplumunun gizli pisliğidir.

İkinci bir örnekte, 16 yaşında doğuran ve o zaman aklı beş karış havada olduğu, çocuk büyütecek olgunlukta olmadığı için bebeğinin velayetini kendi annesine veren Jenelle var. Jenelle 23 yaşına gelip düzenli bir hayat kurduğunda (arada yeni sevgilisinden bir çocuk daha yapıyor) annesinden büyük oğlunun velayetini geri almak istiyor fakat annesi yan çiziyor. Jenelle de kendi annesini velayet davası için mahkemeye veriyor. Hatta ona haber verme ihtiyacı duymuyor. Sistem o kadar düzgün ki, mahkeme celbi iki güne annesinin posta kutusunda beliriyor, annesi Jenelle’i arayıp diyor ki, “Hadi yemek yemek için buluşalım ve konuşalım” Buluşmada kimse kimsenin saçına yapışmıyor, annesi Jenelle’e “Mahkemeye gerek yoktu, bunu konuşarak halledebilirdik” diyor, Jenelle de oğlunu geri almayı ne kadar istediğini söylüyor. Bakın, kendi annenizi mahkemeye veriyorsunuz habersiz, sonra bir yemekte buluşup, bunu sakince tartışıyorsunuz. Hangimiz bu kadar medeni olabilirdik? O mahkeme sürerken, Jenelle yeni sevgilisinden ayrıldığında, yanında onu teselli eden insan da mahkemeye verdiği annesi oluyor. Çünkü birbirlerine önce insan olarak değer veriyorlar. Bakın bir organizmayı sevmek başka, insan olduğu için değer vermek başka bir şey.

Medeniyete ve değer vermeye dair bir iki örneğim daha var elbette. Mesela Kailyn, ikinci evliliğini yapıyor ve ilk çocuğunun neredeyse tüm bakımını yeni kocası Javi karşılıyor. Javi bir gün bile dönüp “Ulan ben de senin  çocuğuna bakıyorum” demediği gibi, Kailyn’in eski kocası Jo onların yaşadığı mahalleye taşınırken, evini yerleştirmesine ve eşya taşımasına yardımcı oluyor. Hanginiz hayatınızda bir gün bu derece medeni olabildiniz? Bizde bunun adı en basitinden gavatlık ya da godoşluk diye geçer. Bizler eski kocalarımızla/karılarımızla, sevgililerimizle kanlı bıçaklı olmaktan başka ne biliriz? Ülke sevgilisini terk etti, boşanmaya kalkıştı diye öldürülen kadınlarla kaynıyor. Bunun sebebi sadece cehalet mi? Bizler cehaletin de ötesinde, birbirimizin insan olduğunu ve kendimize ait hayatlarımız, hislerimiz ve isteklerimiz olduğunu bilmiyoruz. Daha kötüsü, bildiğimiz anlarda görmezden geliyoruz.

Çok basit bir gerçek var, kocanız/karınız, çocuğunuz, teyzeniz, kaynınız, yeğeniniz, komşunuz, en yakın arkadaşınız, vs’niz; hepsi de sizin bilmemkiminiz olmadan önce insan. Ve sizin uygun gördüğünüz şekilde yaşayıp davranmak zorunda değiller. İnsanların kendi doğruları ve istekleri var, kendi hayalleri, kendi amaçları var. O verilen sıfatların ağırlığında, ne istediklerini unutarak, toplumu geçtim, en yakınlarının bile yaptırımlarında ezilerek yaşamak zorunda değil kimse. Herkesin deneyip yanılarak öğrenme, hata yapma hakkı var. Kimse kimsenin gardiyanı ya da mentoru olmak zorunda değil.

Aranızda boşanmış, tekrar evlenmiş insanlar vardır. Kaçınız kocasının/karısının eski kocasıyla/karısıyla merhabalaşacak düzeyde (en alt düzey) iletişimde? Şahsen ben gerektiğinde çocuğumu yanına gönderdiğim biriyle saygın bir ilişki kurmayı tercih ederim. Neden kurmayayım, o da insan değil mi? Bu çocuğuma da güven ve rahatlık vermez mi, daha pozitif bir ortam sağlamaz mı? Bunun nesinden korkacağım ya da çekineceğim?

En son ne zaman kayınvalidenizin istediği gibi biri olmak için bir şey yaptınız ve buna değip değmediğini düşündünüz? Bakın bu sorgulamalar hep çift taraflı.

Çocuğunun kendisinin uygun gördüğü biriyle evlenmesini isteyen, çocuğunun illa ki evlenmesini isteyen, basketbolcu olmasına izin vermeyip mühendislik okusun diye kıyameti koparan,  konservatuvara gitmek istediği halde zorla dört senelik bir yere sokan bir anne/baba, elbette seviyodur çocuğunu ama insan olarak değer vermiyordur. Kendi isteklerini ve doğrularını o çocuğun hayallerinden ve yaşam amaçlarından önde tutuyordur. Sevmek ise büyük mesele değil, ben de avokadoyu çok seviyorum mesela. Köpeğimi de severdim, dediğim şeyi saniyesinde yapardı, insan olarak değer vermek zorunda da değildim.

Merak ediyorum, aramızda kaç kişi, bir gün çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenirse, içi bir gram sızlamadan onu destekleyebilir? Bir saniye bile üzülmeden, “Ay etraf ne der?” demeden. Kaçımız çocuğumuzu ne olursa olsun kucaklayabilir ve bize/topluma açılacak kadar cesur bir çocuk yetiştirebilir? İşte ben insanlara insan olduğu için değer veren ve kendi kararlarının arkasında durup, gerektiği zaman benden güç alabilen bir çocuk yetiştirmek istiyorum -ki bu ülkede bu çok zor olacak, buna eminim.

Not: Genel anlamda MTV dejenerasyonundan çok hoşlanmasam da, Jenelle’in yer aldığı TeenMom 2’yi izlemenizi tavsiye ederim, çünkü tamamen annelik ve ilişkiler üzerine bir reality show olduğu gibi, aile mahkemesi bazında gelişmiş bir hukuk sistemi nasıl olmalı, çocuklar nasıl büyütülmeli falan bu farkları görebilir, kafanızı bir o duvara bir bu duvara vurabilirsiniz. Bir devletin kadınlara ve annelere önce insan oldukları için değer verdiğine şahit olmak da bambaşka bir deneyim. Aynı anda ünivesite okuyup çocuk büyütmek hayal değil, çünkü bakımevleri doğumdan itibaren bebekleri kabul ediyor en basitinden. İnanın MTV sadece kliplerden, Miley Cyrus’ın memesini açtığı ödül törenlerinden, Justin Bieber’dan ya da One Direction’dan falan ibaret değil yani. İçinde hayat var. (Çocuklara izletmeyin ama, bence kesinlikle +18) Ayrıca ABD’deki dört anneden biri 18 yaşın altında ve TeenMom’ın yoğunlukla izlendiği bölgelerde liseli anne yüzdesi ciddi düşüş göstermiş durumda.

3 Comments

  1. yeşim says

    tesadüfen rastlamıştım kanallar arasında gezerken TeenMom’a..
    o kızların ve çocuklarının gelişim sürecine şahit olmak da acaip bi şey..
    mesela Jenelle örneği..defalarca aynı hataları yapması..
    kendisine zerre değer vermeyen adamlara kendini sevdirmeye çalışması..
    “I just want him to love me !” gözlerim dolmuştu bunu söylediğinde (ikinci sevgilisi öküz için ağlarken ) 🙁
    gerçekten çarpıcı belgesel tadında bir şov..özellikle anneler için faydalı..

    • ya ben en cok Jenelle’in annesinin bir kopyasi olmasina guluyorum. ses tonlari, gulmeleri, aglamalari, tum hal ve tavirlari ayni. teenmom gercekten iyi bir dizi. ama ben eski 16’lik hallerini bilmiyorum. su anki 20+ hallerinden bahsediyorum 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *