Konu Dışı
comments 11

Okumak İstemediginiz Her Şey

2009’da twitter hesabimi ilk actigim zamani hatirliyorum, fantastik linkler paylasir, metin kutusunda bize soylendigi gibi o an ne yaptigimizi yazardik, hatta aforizma kasanlarla da epey bi dalga gecilirdi, o zaman boyle “kus olsam gelir kalbine konardim, sen kovalardin” tadinda seyler yazanlara gulerdik, gercek bir goygoy yuvasiydi; ve eglenirdik. 2 kere ozel sebeplerden hesap kapattim twitter’da, bu 3. hesabim. onceki hesaplari da kapattigim icin pisman olusum, tweet silme aplikasyonlarinin cikisina denk gelir. simdi kafam atti mi, siliyorum ne kadar tweetim varsa, sifirdan devam ediyorum.

derken son bir ayda, artik sinirlerim okuduklarimi kaldiramamaya basladi. aslinda her sey gecen haziran’a uzaniyor elbette; hepimizin cildirmaya basladigi direnis gunlerine denk geliyor. (direnis gunleri diyince de zannedersin topla tufekle savastik, yok efendim, gaz ve su sıktılar, kactik. asil direnis hayatini, gozlerini kaybedenlerin, lobna gibi hayatta kalip, onlar yuzunden bambaska bir hayata adim atanlarin yaptigi seydi, kimse kusura bakmasin)
son bir ayda en cok okudugum iki sey, “bir allah var olsaydi, boyle olamazdi” ve “”twitter’i kapatmayi dusundum” cumleleri. bunlar okuyup twitter’a yazmadigim, ama simdi buraya yazdigim, bana da ait dusunceler.
son bir ayda, Berkin’i kaybettik. 3,5 yasinda bir cocugu feribot iskelesinden kaptanin hatasi sonucu denize dusen bir arabanin icinde anneannesiyle beraber kaybettik, Pamir kayboldu, onu kaybettik, kaybetmekle kalmadik, atkafali, dusuncesiz bir muhabir yuzunden Pamir’in ölü halinin fotografini da gorduk. ayni gun, eminonu turyol iskelesinde, pusetinden denize dusen 1 yasindaki bebegi gorduk, denizden cikarildiginda ölmüş olan bebek, geri getirilmişti, ama su anda ne durumda bilemiyorum, en son yogun bakimdaydi ve durumu cok agirdi. bu yetmedi, tam da dun gece, Suriye’de gecen yil yasanan Sarin gazi katliaminda ölen cocuklarin cesetlerinin fotograflari ucusmaya basladi. Mine iyi hatirlar, o katliam oldugunda, karsilikli olarak gunlerce kendimize gelememistik, kendine gelememek derken, kendine gelememekten, her an kalp krizi gecirecekmis gibi dolasmaktan, hicbir seye gulememekten, zevk alamamaktan bahsediyorum. cunku 35 yillik hayatimda 4 kez yakindan ceset gormus biri olarak ben, karsimda dizilmis, altinda daha bebek bezi olan, bezi olmayip da ne sekilde, neden oldugunu bilmedigim sekilde altina kacirarak ölmüş, her yastan onlarca cocugu gordugumde, hayatimin birkac yili ucup gitmisti. ustelik ben kendimi sogukkanli falan zannederdim. hatta anne olduktan sonra kadinlarin daha yufka yurekli degil, daha acimasiz oldugunu savunurdum. oyle olmuyordu belli ki, en azindan benim icin.
sorun once su sekilde kendini gosterdi: twitter’da, 14 yasinda ekmek almaya giderken vurulan Berkin’e acimayan bir guruh vardi. bu guruh, allah canini tez alasica basbakanin dedigi gibi, evinde zor oturan yuzde 50’nin bir tezahuru idi. hatta pardon, sadece o da degildi, basbakani (aklimin omur boyu alamayacagi sekilde) destekleyen, inanilmaz okullarda falan okumus etmis, akli melekeleri yerinde, kadinli erkekli de bir ordu vardi. hayir, sokakta gaz fisegiyle katledilen bir cocuga gercekten acimiyorlardi. onlar duzgun laflarla acimasizliklarini sergilerken, asil yuzde 50’lik guruh, Berkin’e “iyi olmuş”, “zaten Alevi’ydi”, gibi, benim buraya yazarken cok hafiflettigim sekillerde salya saciyor, nefret kusuyor, insanliga dair hicbir olgu gostermiyor, sinirlerimizi bozuyordu. derken denize dusen arabada olen kucuk kiz yuzunden, insanlarin annesini nasil sucladigina sahit oldum. ayni videoyu izledigimiz halde, bu ne sikime derman oldugunu bilemedigim, hangi ahirda yetistigini cozemedigim insanlar, “arabayi oyle sey etmese, dusmezdi” diyerek, empatinin bazi insanlarda hic ama hic bulunmadigini ispatlarcasina abuk sabuk konusuyorlardi. sonra Pamir. 3,5 yasinda, hiperaktif o cocukcagiz. yuzlerce insan, babasinin cagrisiyla Pamir’i aramisti 24 saat. hicbir zorunlulugu olmayan yuzlerce insan. sadece insan olduklari icin. hadi bazisinin da adrenalin bagimlisi oldugunu farz edelim, eee; SO WHAT? bir cocuk kayboldu, bu cocuk arandi; meanwhile in yuzde 50: “cocuk Aleviymis”, “bunlar Gezi’yi canlandirmak icin, sokaga cikmak icin bahane” vs. vs. insanin akli almiyor, bakin akil almamasi derken, ben dusunuyorum, benim beynim, bir cocugun kaybindan ve aranmasindan su iki sonucu cikarmayi process edemiyor. yetersiz kaliyor, gerizekali oluyorum, hayir onlar gerizekali ama ben gerizekalilasiyorum.
neyse sonra fark ettim ki, sorun sadece bu fotograflari gormek de degildi. aldigimiz haberlerdi. bitmeyen haberler. twitter olmasa, nereden nasil ogrenecegimizi bilmedigimiz bir suru sey.
hayatim boyunca su tarz insana cok kizmistim: “ben haber okumuyorum, negatif insanlari etrafimda tutmuyorum, ben hep pozitif dusunuyorum, pozitif olmayan seylerle ilgilenmiyorum, haber okumuyorum.” evet illet olmustum, insallah benim arkadasim olmazsin kardes sen demistim. cunku bu rahatlik beni geriyordu. simdi cok hak verir oldum. cunku mesele sadece görülen ceset fotograflari falan degildi. ben, kucuk Ece’nin annesinin kullandigi arabayla denize dustugunde attigi cigliklari duyabiliyorum. annesinin, Ece arkada oturup suya gomulurken ne yasadigini hissedebiliyorum. Sarin gaziyla olen o cocuklarin altina neden isedigini, son anlarinda ne yasadigini biliyorum. bunlari bilmek icin fotograf gormeme gerek yok, haberini almak, duymak yetiyo – ki bu fotograflari paylasanlarin ciddi bicimde siddetten, korkunc seylerden aslinda zevk aldigini dusunuyorum.
yani twitter’i kapatmak yetmeyecek, gidip herhangi bir gazetenin sitesine girecegim, bir 3. sayfa haberi okuyacagim, bir cocugun basina gelenleri bir sekilde ogrenecegim ve gene etkilenecegim. eger bu haberleri almazsam da, su yukarda bahsettigim feng shui guzeli gibi bir amsalak olacagim, ve ben boyle biri olamam.
hepimiz, birer ruh hastasina evriliyoruz, karsimizda korkunc insanlar var, berbat haberler artik her gun degil, gunde 3 kere falan gelmeye basladi, elimizden gelen pek bir sey yok ve her sey, her gun daha kotuye gidiyor. insan canina en ufak sayginin olmadigi, sokaga cikarken helallesmemiz gereken bir ulkede yasiyoruz.
ve benim cocugum. arkadaslariyla oynuyor. guluyor, agliyor, adeta ucuyor. dunyadan sonsuz bihaber. hala meme emiyor, onu biraktirmaya bile kiyamiyorum, 3 gun zirlayacak, stres olacak diye. parka gidiyoruz, yasi buyuk cocuklar, ozellikle de erkek cocuklari, kizimin yasi kucuk diye, “bak gene geldi gerizekali”, “salak o onunla oynamayalim” diyor, anneleri tepelerinde, soyle dert arayan bi tip olsam, agizlarina iki tane cakacagima emin olabilirsiniz, o denli sinirlendiriyolar beni; cocugumu eziyolar, daha cocukken bu kotuluge vakif olmalari, analarinin o cemcuk agizlariyla hic istiflerini bozmadan etrafi seyretmeleri falan beni daha da umitsizlige itiyor. benim cocugum “arkadas, arkadaaas” diye kosarak baska cocuklara gidiyor, ama o cocuklar, onu salak buluyor. bullying yasi inmis 3’e anasini satiym, ulkede 3 yasinda picler bile tuttun mu elinde kaliyo, ben nasil mutlu olayim, yarinimdan bu kadar umitsiz ve endiseliyken, cocugumu korkudan krese bile gonderemezken (zaten cok pahali olmasini gectim) nasil ruh hastasi olmadan yasayacagim bilmiyorum.
pis köylüler, siz sehirde yasayin, biz koye gidelim bari ya. alin twitter’iniz da sizin olsun, parklariniz da.

11 Comments

  1. hep böle mi devam edecek? düzelir mi? düzelse de biz eskisi gibi olur muyuz? bilmiyorum..ben artık haber duymak okumak istemiyorum..çocuk ölümlerini hastalıklarını bilmek öğrenmek duymak istemiyorum..sıradan bi anne olmak istiyorum ben tek derdim çocuğumun kakası olsun mesela..bu annelik aslında çok boktan bişi..sonsuz bi empati yeteneği kazandırıyo insana..ben empati yapmak da istemiyorum..

  2. O kadar güzel anlatmışsın ki, ben de aynen böyle hissediyorum. Ve o çocuk ölüm haberlerini okudukça aynen anlattığın gibi o an yaşadıkları geçiyor kafamdan, çığlıkları, korkuları. Çok fena çok. Diğer salaklar gibi olsak daha mı az üzülürüz acaba bilemiyorum. Kızım 1 yaşında, ilerde saçma sapan çocukların gelip onu üzecek olması düşüncesi bile beni delirtiyor. Çok kötü bir dünyada yaşıyoruz, insanlar kötü, tepemizdekiler kötüden de öte, bilemiyorum hiç bilemiyorum…

  3. inan fulden yazacak çok şey var ama hangibirini yazsam birşeyler değişir bilemedim…
    malesef bilemedim…
    kendimle ve dertlerimle boğuşurken daha dün yazdım ;neden ,nasıl, niye gibi soruları kendi kendime defalarca defalarca sorsam da neye yarar hani o kadar umutsuzum bu konuda desem bilmem anlar mısın hissettiklerimi…

  4. duygularıma o kadar tercüman olmuş ki. hayattan soğuttu artık bazı insanlar beni. hatta yazının son paragraflarını okurken zorlandım.
    artık ölen bebek, öldürülen çocuk haberleri görmek istemiyorum. ne oluyor hayatta demekten yoruldum. kızım bir yaşına yeni girecek ve onu başkalarının hataları yüzünden kaybetme korkusu girdi içime.
    twittera girmeyeyim diyorum. Sonra hayatta karşı sorumluluğumdan kaçıyormuşum, 3 maymunu oynuyormuşum gibi geliyor. Yapamıyorum.
    yazın için teşekkürler.

  5. Istanbul'dayken kizimi gunde iki kere apartmanin arkasindaki parka goturuyordum. Benim saf koylu Lagos'ta yasadigimiz apartmanin parkinda (ki genelde bos oluyor) bu kalabalikla karsilasmiyor. Resmen cocugumu taniyorum ben Istanbul'a gidince. Neyse… Parka gittik, yine bizimki ona buna gidip yanasti, arkadaslik etmeye calisti falan. Ondan yasca az buyuk bir cocuk tahteravelliye bindi bu da gitti tam onun onune oturdu, onunla sohbet etmeye basladi kendince. Ote tarafta da o cocugun ninesi indirip kaldiriyor zirzavati. Ay cocuk bir killandi, ben daha mudahale etmeme kalmadan benim kizin kafasina dogru elini atti ve vurur gibi tam adlandiramadigim bir hareket yapti. Benim kiz hayatinda karsilasmamis oyle bir kalakaldi ve hooop kaldirdim kucagima aldim. O nine agzini acip da oglum napiyorsun demedi arkadas. Kadina pis pis baktim ve uzaklastim. Her gun parktan donerken ayni lafi ediyordum. “Ben burda yasasam her gun kavga ederim.” Kaydiragin yaninda sigarasini tutturen analar, hayvan gibi daha yeni yurumeyi ogrenen colugun cocugun etrafinda donerek kosan buyuk cocuklar ve bunlari gormezden gelen analar, bakicilar, yerlere cop atan bunu soyleyince de ruzgardan uctu diyerek akli sira beni kandiran cocuklar vs. En tepelere falan bakmaya gerek yok, haberlere bakmamak da cozum degil. Hadise daha parklardan basliyor, hatta evlerden.

    Offf yaaaa. Devrelerim yaniyor resmen. Geri donerken buraya her seferinde cok uzuluyorum once. Cocugum ilgiden uzak, sosyallikten uzak buyuyor mu acaba diye endiselenerek. Sonra diyorum len kalalim da dayak mi yesin? Varsin kendi basina oynasin, haftasonu da ben simartayim.

    Yine de umutsuz olmanin caresi yok. Hep diyorum biz kendimize bakacagiz. Cocugumuzu koruyup kollamak icin canimizi disimiza takacagiz ve onlari mutlu etmek icin debelenecegiz. Bunu yapmazsak tukenip gideriz. E kime ne faydasi var bunun?

  6. Bir şey yazacak hal kalmadı bende 7 yaşında saftorik bir oğlanın annesi olarak Kars'taki tecavüz edilip başına taşla vurulup boğazı sıkılıp öldürülen çocuğun haberi son damla oldu. Eskiden de çocuklar kayboluyordu, ölüyordu, tecavüz ediliyordu ama çok mu yakınlaştırdı bu sosyal medya herşeyi bize?beni daha da empatik yaptığı kesin ve artık bünyem kaldırmıyor. Dediğin yobaz ve vicdansız insan topluluğu desen sanki üstüme üstüme geliyor bilgisayarın ekranından. Hayatımda böyle insanlar yok ama işte twitterdan facebooktan pat diye salonumun orta yerine düşüveriyorlar. Bunların yetiştirdiği çocuklar da çocuklarımın peşine düşecek… Annelik giderek zorlaşıyor mu bizim mi pilimiz bitti?

  7. Çare düşünüp pislik olmakla olmamak arasında gidip gelemiyoruz bile biz. Çünkü istesek de ölene dek pislik olamayacağız. İşini bilen ortalıkta dolandığından biz hep bir yeniklik duygusunu içimizde taşıyoruz. Yenik hissetmekten fazla bir şey ama bu. Her şeyde, her yerde, daha güzelini daha iyisini istemenin verdiği bir yorgunluğun, yükün yenikliği. İnsan seven, canlı seven, yaşamı seven birinin pislik olmak için tercih dahi yapmamış olanlar gibi olmasının olanağı yok. Bu hep böyleydi sanırım. Işıkla karanlığın kadim savaşı. Bilerek karanlık olduğunu iddia edenler dışında da herkes kendini ışıkla, iyiyle, haklı olanla, doğru olanla özdeşleştiriyor. İşin tuhafı ne kadar boktan da olsa her şey, bir de boktan olmayan şeyler var inadına. Her şeye rağmen tükenmek bilmiyoruz, ne güzel. Dağılıp dağılıp bir yerlerde birikiyoruz, büyük değiliz, hiç olmayacağız ama en azından karşımızdakine kendimizi büyük gösterip, hoop!! geri bas biraz diyebiliyoruz…

  8. Hepimizin ortak düşünceleri bunlar sanırım… Görmezden gelemediğimiz ama görmek istemediklerimizle dolu adeta lanetlenmiş bir ülkede yaşar olduk… Nasıl koruyup kollayacağız çocuklarımızı bilemiyorum ama gelecek adeta ürkütüyor 🙁 Basıp gitmek çare olsa neyse ama o da değil ki çare, kökten değişmesi gerek o kadar çok şey var ki!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *