All posts tagged: ankara

Anlatacak Çok Şey Var 1- An”kara”

En son Temmuz’da yazmışım. Bir ara heveslendim ama blogun şifresini unutmuşum, nasıl geri alınır bilemediğim için salladım. Sonra geçenlerde heves ettim, dedim ben bu şifreyi bulurum hacı, gittim server dashboardundan deneme yanılma yöntemiyle değiştirdim. Fakat o kadar iş güçle doluydum ki yazmayı çok istesem de fırsat bulamadım. Haliyle narkozdan çıkmış gibi yazacağım. Uzun bir yazı olacak. Hatta o kadar uzun olacak ki, partlar halinde yayınlayacağım. Bu, Ankara yazısı. Nihayet senelerdir çok istediğim Antalya’ya göç teranesi gerçekleşti. Ankara’da son taşındığımız evde Haziran’ın 2’sine kadar elektrikli soba kullandığımda zaten artık soğuk iklim için fazlasıyla yaşlandığımı kabullenmiştim. Sadece altı ay oturduk o evde. Ama asıl mesele tabii ki soğuk falan değildi. Her şey 10 Ekim 2015’teki Gar katliamıyla başladı sanırım. Onca insanın, her kaldırım taşını ezbere bildiğim, gördüğümde içimin gittiği bir yerde göz göre göre katledilmesi bende çok büyük sıkıntı yarattı. Ben o olay olduğunda Eryaman’da yaşıyordum ve günlerce sokağa çıktığımda yanı başım patlayacakmış gibi korkuyla dolaştım. Begül’ü parka götürdüğümde çöp kutularını gezip içlerine bakacak kadar paranoyaklaşmıştım. Daha onun sıkıntısını atlatmadan -ki nasıl atlatır insan böyle bir şeyi- …

Bir gün…

…bu kadar çalışmanın karşılığı elbet alınacak. Ve her iyiliğin karşılığı verilecek. Bütün dünyadan korkmaktan vazgeçecek iliğine dek kırılmış insanlar. Ve kalp kıranlar da bedel ödeyecek. Acılarını geride bırakacağına başının üzerinde taşıyan insanlar, nihayet vazgeçecek onlarla yaşamaktan. Ve başlarını her kaldırdıklarında çarpmayacak o acılar artık. Sevenlerinin üzerine basıp geçerek yaşayanların ayakları aniden kayacak, o zaman yere çarpışın şiddetiyle anlayacaklar kimseyi üzmeye değmediğini. Öldürmedi ama güçlendirdi. Bu yüzden işte, biri elimi tuttuğunda düşünmüyorum artık nedenini.

Daha Ne Kadar İyi Olayım?

Evden çıkarım, sitedeki temizlikçi, güvenlik, havuzcu, kimi görsem gülümseyerek günaydın demeden geçmem. Migros’a giderim, bütün kasiyerler adımızı bile bilir, herkesle gülerek konuşurum. Çıkarım oradan, çiçekçinin önünden geçer yol, selam vermeden, sohbet etmeden geçemem ben. Eve dönerim, damacana su söylerim son 10 liramla, 8 liradır o su, o paranın üstünü almaya utanırım, 2 lirayı çocuğa bırakırım. Taksiye binince de öyle, yakın mesafe gideceğiz diye dilemediğim özür kalmaz, 7 lira tutarsa 9 lira veririm. Metroya binmek için metro kartına para yükleteceksem kartı öküz gibi görevliye uzatıp işini bitirmesini beklemem. Merhaba derim, kolay gelsin derim, 20 lira lütfen derim, beş saniye sürer, çok teşekkür etmeden yürüyüp gitmem. Otobüse binerim, ineceğim durağı bilmiyorumdur, şoföre sorarım, lütfensiz, kusura bakmayınsız konuşmam. İnerken de tekrar teşekkür ederim. Ben teşekkür etmekten, özür dilemekten, insanlara sıcak davranmaktan hiç vazgeçmem. Sonra kargo elemanının biri gelir, kapımı zorlayıp içeri girmeye çalışır, beni ve çocuğumu mağdur eder. Hiçbir şey yapamam, ne dava açabilirim, ne şikayetçi olabilirim, travmaya girdiğimle oturup kalırım. Ben bu dünyaya karşı daha ne kadar iyi olayım? Ben ne yapayım, biber gazı spreyi alıp sağa …

Güzel Şeyler

Daha önce bu fotoğraf hikayesinde çiçek bakmayı nasıl da beceremediğimi kısaca anlatmıştım. O konuya tekrar girmeyeceğim çünkü menekşlerimle ilişkimiz artık birbirimizi sevip anladığımız ve karşılıklı konuşup iletişim kurduğumuz bir boyuta geldi. Afrika Menekşesi, ya da Saintpaulia Ionantha, bütün yıl solup solup açan, bence en güzel ve kolay ev bitkisi. Açıkçası 15 senelik çiçek yetiştirme yolculuğumda ilk kez sürüyle çiçeğimin ölmeden, ısrarla, bana rağmen yaşadığını görüyorum ve çok mutlu oluyorum. Nasıl halden anlayan bir çiçek anlatamam. Bazen 4-5 gün su vermediğimi fark ediyorum ama onlar dipleri nemliymişçesine hiç naz yapmadan çiçek açmaya devam ediyor. Üstelik kışın ortasındayız. Bu çiçeği yetiştirmenin 2-3 ufak detayı var sadece, onları hemen yazayım. Ilık su verilecek. Yani öyle boruda donmuş musluk suyunu basmayın, üşüyorlar. Işık alacak, güneş almasa bile aydınlık olsun. Bunalıma girmesinler, onlar da can. Yandan fışkıran dev yapraklar elden geldiğince koparılmayacak, çünkü bu çiçek ortadan yaprak veriyor. Kopardığınızda şöyle oluyor, bakın nasıl da kel bırakmışım zavallıyı, şimdi yapraklansın diye bekliyorum: Toprağı hep nemli kalacak, kurumasa daha iyi olur. Ama kuru da epey dayanıyor. İstediğiniz kadar su verin, benimkilerin altında tabak yok, …

Happy (!) New (!) Year (!)

Herkese iyi seneler. 31 Aralık ile 1 Ocak arasında sadece bir an aralığı var ama hepimizin umudu bir şeylerin iyiye gitmesi. Yeni yılı güzel kılan da bu olsa gerek, dünyanın her yerinde insanlar aynı anda aynı hissi yaşayıp partiliyorlar. Bu yılbaşı akşamı, geçen sene başlattığım adeti bozmadım ve yeni yıla çalışarak girdim. Böylece bütün sene it gibi çalışmayı garantiledim. Çünkü geçen sene de öyle yapmıştım ve bütün sene it gibi çalıştım. Öyle ki iPhone’un Health app’inde yıllık uyku ortalamam günde 4.4 saat görünüyor. Beş bile değil ya. Elbette 10 saniye sonra kalkıp kızımı kucağıma aldım ve tesadüfen yakın bir yerde yapılan havai fişek gösterisini izledik. Birbirimizi öpüp iyi seneler dedik. Çocuğun büyüyüp bir şeyleri az da olsa anlamaya başlaması harika bir olay. Zaten ikimiz de giyinip süslenmiştik, özel bir yemek ortamı hazırlamıştık. Kızım sadece mandalina ve vişne suyuyla beslendi ama olsun. Bir fark olduğunu hiçbir şeyden anlamasa, Tropicana meyve suyundan anlamalıydı zaten. Ve inanır mısınız, hayatımın en güzel yılbaşıydı. Çünkü en sevdiğim insanla beraberdim. İnsan daha ne ister bilemiyorum. İnsanın sırf takvim başka bir sayıyı gösterdi …

Geçemiyoruz

O kadar kurallara saygılı, o kadar medeni bir toplumuz ki, bir fotoğrafla bu konudaki düşüncemi kısa ve öz paylaşmak istedim. Yaklaşık on dakika (evet gerçekten on dakikadan bahsediyorum) boyunca belki biri zahmet edip durur ve karşıya geçeriz diye beklediğimiz Eryaman, Selçuklular Caddesi’ndeki yaya geçidi tabelası, anılarımızda yer almaya hak kazandı. Hani Avrupa ile ilgili anlatılan klişe hikayeler vardır, efendim Paris’te daracık ara sokaklarda bile 80’le gidermiş araçlar ama herkes kurallara o kadar saygılıymış ki, hiç kaza olmazmış. Efendim sabaha karşı 3’te ıssız bir sokakta, karşıdan karşıya geçecek kimse veya geçiş hakkına sahip olan yolda araba yoksa bile, o kırmızı ışıkta dururmuş şoförler falan. Arkadaşlar bunlar klişe ama gerçek. Sizin rüyanızda bile göremeyeceğiniz bir medeniyet söz konusu orada. İnsanlar kurallara uymayı haysiyet meselesi haline getirmiyor. Bu yüzden allah aşkına Avrupa Birliği sizi ne yapsın? Ne yapsın ya ne yapsın, soruyorum, siz daha yaya geçidinde 15 saniye frene basmaktan imtina eden birer organizmasınız, sizi kim ne yapsın? Ama en önemlisi, ben nasıl bir günah işledim de, sizinle aynı sınırlar içinde doğdum? Çok sinirliyim.

Hep Bunun Yüzünden

Çocuk olmanın kafası bence cennete eş değer. Hava 3-4 derece ama parktayız. Oyun için uygun hava koşulları -40 derece ile 40 derece arasını kapsıyor.  Normalde 20 derecenin altındaki havada balkona bile çıkmayan ben, evladım oyun oynasın diye parka çıkıyorum. Ebeveynlik yalnızca fedakârlıktan ibaret. Ama her şey bir yana, bu gülüş bir yana.

Çok Sıkılıyorum

İnsan aylarca yazamayabiliyor. Ama ben bir gece 23’te uyuyup 00:’da uyanıp, yazamayışımın üzerine bile yazabilirim. Her şey ama her şey, uzun metinler, destansı kahırlar, ağlanası hikayeler yazdırabilir bana. Neyse, ben aslında senelerdir içimdekileri yazmıyorum, yazarken ister istemez beynimdeki rtük’ten geçiyor her şey. Ama bazen bütün dünya içime doluyor, işte şiddetle kusmamı gerektiren bu gibi zamanlarda, sanki bir noktaya bakıp dalıp, orada sonsuza dek kalacağımı hissettiğim anlarda, başlıyorum yazmaya. Son birkaç aydır, benim yüzüm hiç gülmüyor. Gülmeyi unutmak üzereyim. Bu toprakların kime neyi sunduğunu bilemiyorum da, bana artık bırak mutluluğu, standart bir 24 saat bile sunmuyor. Belki toprağın suçu yoktur da, üzerinde benimle beraber nefes alan milyonlardadır sorun, emin de olamıyorum. Ama hangi birinden bahsedeyim, bilemiyorum. En son birkaç hafta önce pazar günü onu aradığımda bana karısı yanında diye “sen boşanmış bir kadın olarak pazar günü hangi hakla beni rahatsız ediyorsun, bir daha beni hiçbir şekilde arama” diye bağıran orta okul arkadaşımdan mı bahsedeyim mesela. Yok, bu tarz şeylerden bahsetmeyim çünkü o zaman aranızda boşanmak isteyen varsa bu yazı bittikten sonra götü yemez. Çok sıkılıyorum artık ben. Her yer …